Öğrenilmiş Çaresizlik

Bazı seanslarımız bizi derinden aralar. Beni korku dolu gözlerle çevreye bakan kaygılı çocuklar çok üzüyor. Ne yazık ki bu çocukların yanında da ürkek, koruyucu anneler duruyor.

Dün yaptığım bir seansta 6 yaşındaki danışanımın da problemi kaygılarıydı. Öyle ki evden dışarı bile çıkmak istemiyordu. Kendini en güvende hissettiği yer evdi. Annesi de danışanım gibi çok çekingendi. Gözlerindeki ışık sönmüş gibiydi. İlk sözü “Çocuğumun çok mutlu ve özgüveninin yüksek olmasını istiyorum” oldu.

Ben de “Ama önce siz mutlu olmalısınız, kendinize güven duymalısınız” dedim.

Ağlamaya başladı. “Ben gücümü yitirdim. Tek amacım çocuklarımı mutlu yetiştirmek” dedi. “Her akşam eşimden dayak yiyorum. Bu gördüğüm şiddetin sebebi her şey olabiliyor. Yemeğin tuzu az olduğu için, telefonu duymadığım için ya da kapıyı biraz geç açtığım için…”

Karşımda oturan üniversite mezunu, çalışan, sosyal çevresi olan bir kadındı. İçimde bir şeyler kopuyor gibi hissettim. “Ben neden bu kadar güçsüzüm!” diye
ağlıyordu.

Öğrenilmiş çaresizlik! Zincirleri kendimiz koyuyoruz. Bu zincirlerden hiçbir zaman kurtulamayacağımızı düşünüyoruz. Bizi içinde bulunduğumuz durumun içinde tutan, inançlarımız. Güçsüz olduğumuza inandığımız için hayatımızı değiştirebileceğimiz seçeneğini kendimiz yok sayıyoruz. En kötüsü de inançlarımızı, çocuklarımıza da öğretiyoruz. Çaresiz, güçsüz, mutsuz çocuklar yetiştiriyoruz.