Duyguda Özgürlük Davranışta Disiplin

Çocukluk yıllarına ait her türlü duygular masumdur. Çocuk bu masum döneminde duygu dünyasını ne kadar özgürce yaşayabilirse, o kadar güçlü bir benlik yapısına sahip olur.

Burada bir noktanın da altını çizmekte fayda var. Maalesef günümüzdeki övünme üzerine kurulu yaşam tarzı, anne babaların çocuklarını “el aleme göre yetiştirme” çabası, çocuğun doğal olmasının yani duygularını özgürce ifade etmesinin önüne geçiyor.

Güçlü Benlik Yapısı Neden Önemli?

Benlik yapısı güçlü olan çocuklar yetişkinlik yıllarında iç dünyalarına, öfkelerine, nefretlerine ve hazlarına benlik yapısının gücü kadar hakim olabilir.

Benliği zayıf düşürülen çocuk iradesini kullanamaz hale getirilirse, bu çocuğun ilk yenik düşeceği yer hazzıdır, nefsidir, öfke kontrolündeki ani patlamalarıdır.

Ergenlik dönemine böyle duygularla giren bir çocuğun ebeveynine yaşatacağı şeyler can sıkıcı olacaktır.

Örneğin, bir kız çocuğu erken yaşlardan itibaren benliğini güçlü tutamamış, duygularını adım adım kontrol altına almayı becerebilecek bir iradeye sahip olamamışsa bu kız çocuğundan ergenlik sonrası dönemde kendine hakim olması nasıl beklenebilir?

Bir yetişkinin duygu dünyasını kontrol altında tutabilmesi için, o kişinin çocukluk yıllarında duygularını tanıyabilmiş olması gerekir. Belki bir yetişkinin öfkesini kontrol etmesi zordur ama çocuksu öfkelerin kontrol altına alınması daha kolaydır.

Eğer bir çocuk duygularını olduğu gibi ifade edebilecek bir aile ortamı içindeyse, gerektiğinde öfkesini yaşayabiliyorsa, kızgınlığını, kıskançlığını ifade edebiliyorsa, bu durum anne babalar için bir sorun değil, karlılık halidir.

Örneğin, bir çocuğun kardeşini “kıskandığını” anne babasına söyleyebilmesi kadar güzel bir duygu yoktur. Böyle bir durum ebeveynler için bir “sinyal”dir ve bu sinyalin doğurabileceği sonuçlara çözüm üretilmesi gerekir.

Maalesef birçok ebeveyn çocukların açıkça ifade ettiği duygularını “Kıskanacak ne var bak seni de seviyorum” gibi sözlerle bastırmaya gayret ediyor.

 Diğer yandan da ebeveynler çocuklarını daha erken yaşta kontrol altına alamazlarsa ilerleyen yıllarda çocuklarının kontrol dışı davranışlar sergileyeceğini, nefsinin elinde kalacağını düşünüyorlar. Halbuki çocukluğun ilk dönemi masumdur. Bu dönemde çocuk duygularını, etrafı tanırsa, duygu durumunu dengeye koyabilirse, sonrasında da adım adım ahlak kurallarını öğrendikçe bu duygularını kontrol edebilme gücüne erişir.

Böylece çocuk başlangıçta kardeşine karşı kıskanç hisler beslediği halde, anne babasının doğal davranışları ile bir süre sonra “Aslında her şey yolundaymış, ben kendi kendime boş yere kıskançlık duymuşum” diye bir düşünceye gelirse yaşadığı kıskançlık duygusunu kendi benliği ile kontrol altına almayı başarabilmiş diyebiliriz.

Aksi takdirde, kardeşini kıskandığını ortaya koyamayan bir çocuk bastırdığı duygularını yetişkinlik yıllarına bir sorun olarak taşıyacaktır.

Bunun yanı sıra çocuk özgür yaşadığı duygularıyla kimi zaman kardeşi ile çatışacak, kimi zaman ebeveynini karşısında bulacak ve böylece özgürlüğünün sınırlarının bir başkasının özgürlüğüne kadar olduğunu daha erken yaşta tecrübe ederek görecektir.

Maalesef çocukluk yıllarında bütün bu eğitimden mahrum olan kişiler yetişkinlik yıllarında bir başkasının yaşam alanını daralttığını fark edemiyor bile.

Böyle kişilerin bankamatikte para çekmek üzere olan bir kişinin hemen omzunun dibinden bakan biri olması, markette ödeme yapmak için sıra bekleyen birisinin oradaki varlığını hesaba katmadan, arka taraftan hızlıca yanaşıp acele acele “Hemen şunu alır mısınız, acelem var” diyerek başkasının alanını ihlal etmesi çok normaldir.

Kişi bütün bu nezaket kurallarını ancak çocukluk yıllarında duygularını olduğu gibi ifade edebileceği özgür bir ortam yaşamışsa kolaylıkla uygular.